KEVSER Kur’an ve Sünnet ışığında hakikata yolculuk…

HAYA VE İMAN

HAYA VE İMAN

haya imandan bir şubedir

Allah Rasulü (sav) : “ Şüphesiz hâya ve imân biri diğerine kaynaştırılarak öyle birleştirilmiştir ki,  biri kaldırlsa diğeride kaldırılmış olur.”[1 Buyurmuştur.

Gerçek iman kişide güzel ahlak ve güzel sıfatların oluşmasını ve kuvvetlenmesini sağlar.

Nifak ise kişide riâkârlık, yalan ve ikiyüzlülük gibi kötü sıfatların, çirkin davranışların gelişmesine zemin hazırlar.

Îmân ile hayâ arasında, et ile kemik arasındaki  bağlılık gibi bir bağlanma ve kaynaşma vardır. Birbirinden ayrılırlarsa ikiside yok olur. Sahih imanın şartları arasında da böyle bir bağlanma ve kaynaşma vardır. İmanın şartlarından birinin varlığı ve kabulü diğer bütün rükünlerin varlığını ve kabulünü gerektirir. Birinin reddedilmesi ve inkarı, diğerlerinin de ret ve inkar ededildiği anlamına gelir. Peygamber (sav) iman ile haya arasında da böyle bir bağlanma ve kaynaşma olduğuna dikkat çekmiştir.

İman, Allah’ın varlığı ve birliği temel alındığında,  ona bağlı olarak inanılması gereken altı rükündür. imanın şartlarını ve rükünlerini içten gelen samimi ve  vicdani bir sezişle kavrayıp, akıl ve mantığıyla birlikte kalbiyle  tasdiklemek imandır. Bu tasdike,  mümin kişinin zahiri ve batıni yönüyle bütün duyu organları dahildir .

Haya ise imanın kalpte oturaklaşması, kökleşmesi ile birlikte kulun yaptığı her türlü eylem ve söyleminin, Allah’ın katında bilinmekte olduğu gerçeğini,  hazmederek şuur’a dönüşturmesi sürecinde ortaya çıkan  ve imanla beden ve ruh gibi  kaynaşan ahlaki ve imani bir olgudur. İşte haya burda ortaya çıkar. Bu iman ile öncelikle kul Allah’tan utanmaya başlar. Çünkü herkesten gizlediği şeyleri, O görmerkte ve bilmektedir. O’na hiçbir şey gizli değilr.

İmanın en önemli sonuçlarından biri de insanın aczini anlayıp  gurur ve kibri terketmesidir. Bir yandan Allah’ın büyüklüğünü  kabullenirken, diğer yandan kendi  aczini ve küçüklüğünü görüp, kulluğunu kabullenerek imanını ve islami yaşantısını rayına oturtmuş olur. Rabbini, Hâlikını ve Mâlikini tanıyıp,  Allah’a teslim olarak kul olmaktan mutluluk duyar.

Haya Kur’ân-ı Kerimde Kasas suresinin 25. Âyetinde Şuayb aleyhisselamın kızının, babasının emriyle hazreti mûsâyı davet etmek için giderkenki, hayalı, saygılı, edepli, iffetli ve müyevazi yürüyüşünü anlatır.  Diğeri de Ahzâb suresi, 53. Ayetinde Peygamber (sav) Efendimizin ashabını evine yemeğe davet ettiğinde, davete erken gelip yemeğin hazırlanmasını beklemeleri sırasında ve yemek yendikten sonra da hemen dağılmayıp gereksiz oyalanmalarının  ev halkını sıkıntıya soktuğunu, ancak Peygamber (sav) Efendimizin misafirlerine  – saygısızlık olur dişesiyle haya edip- ashabına söyleyemediğini anlatır.

Haya ve İman bütünleştiğinde iman kâmil hale gelir. Râğıb Isfahani hayayı açıklarken, insanın kendini kerih ve çirkinliklerden çekmesidir, demiştir. Haya insanlarda bulunan bir özelliktir. Çocuklarda kendini gösteren akıl ve  anlayış melekelerinin ilkidir. Haya ve iman birbirine öyle kaynaşmıştır ki, biri diğerinden ayrılmaz.  Hayâlı mü’min açıktan ve herkese göstere göstere çirkin bir işi yapamaz;  açıktan günah işleyende de haya bulunmaz. Hem cesur hemde hayalı kimseler az olduğu gibi, hayalı olup da cesur olan kimseler de azdır. Haya sahibinin kötü söz ve fiiler işleyip günahlara batmasını engeller. Aynı şekilde iman da sahibinin küfre ve dallalete dalıp boğulmaktan korur. İman ve haya ikisi birlikte aynı sonuca gütürürler. İman sonradan kazanılan bir değerdir: oysaki haya biraz fıtrî, biraz da imanla birlikte kazanılan bir ahlaki erdemdir. İkisi birlikte hayra sebep olurlar, hayra götürür ve hayrı korurlar. Öte yandan hayası azalanın imanı da zayıflar yahut imanı zayıf olanın hayası da sönümlenir. Dolayısıyla haya imandan  bir şubedir.

İbni Ömer’in (ra) rivâyetinde, Hazreti Peygamber (sav) yolda giderken bir adama rastladı. Adam kardeşini “sen çok hayalı ve çekingen birisin, bu durum sana zarar veriyor diyerek  tenkit ediyor ve kardeşini azarlıyordu. Rasulüllah (sav) kardeşini azarlayana: “Bırak onu! Haya imandandır” dedi. Yine Peygamber (sav): “İman’dan veya haya’dan birisi yok  edilirse, diğeri de yok olur” buyurdu. Çünkü ikisi birbirine bağlıdır. Mükellef (Allah’a ve insanlara karşı sorumluluk taşıyan kişi) Allahtan utanmıyor ise onun başında bulunan  duyguları etkisizleşir ve aklî melekeleri hakimiyetini kaybeder, organlarının da dengesi bozulur.

Hayasını kaybeden önü çıkan her türlü aşırılığa bulaşır. Her türlü kötülüğe sarılır. Hiç bir şey onu durduramaz. Dolu dizgin uçurumlara yuvarlanırken onu kurtaracak fren sisteminden yoksundur. Yaşlanıp yıprandığının farkında olmaz. Gaflet uykusuna öyle dalmıştır ki, ancak musalla taşında uyanır. Oysaki, kabir amellerin çeyiz sandığıdır. İçinde iyilik olmayan boş sandıktan fayda olmaz. İçi kötülük dolu sandığın hesabını vermekte kolay olmaz.

HE 01.05.2026

[1] Ravi, Abdullah ibni ömer, Muhaddis Albani, kaynak Sahih buhari. Hadis no:1603

#Leave A Comment

Yazar Hakkında

Hasan Ersöz

Emekli İlçe Müftüsü

Diyanet İşleri Başkanlığının Müftü ve Vaizler için açtığı, 4. Dönem Haseki Yüksek İhtisas Eğitimini bitirdi, Diyanet İşleri Başkanlığında Kuran Kursu Öğretmeni ve İlçe Müftüsü olarak 37 yıl çalıştı.

#Leave A Comment