SIRÂTI MÜSTEKÎM VE HİDAYET
HİDAYET ÜZERE DEVAM..
Uzak mesafelerdeki memleketlere gitmek üzere yola çıkan bir kimsenin pek çok açıdan hazırlanması ve tedarikli olması gerekir. Bu hazırlık gidilecek yere, vasıtaya, yolun durumuna ve yol arkadaşının olmasına veya olmamasına göre farklılık gösterir.
Ahiret âlemlerine yapılan yolculuk da böyledir; çok hazırlık ister. Bu yolun merhaleleri pek çok ve mesafesi de pek uzundur; hatta sonu yoktur. O sebeple şu kısacık ömürde cüz’î imkanlarla bu uzun yolculuğa tam tedarik sağlamak beşerin gücünün üstündedir. Ancak rahmeti sonsuz Rabbimiz(cc) kulunun iyi niyetine ve yönelimine göre her kulunun niyetini gerçekleşmiş bir amel olarak edip, yapılmış bir ibadet olarak kabul edip sevap vererek , yapılan bir ibadeti de katlayarak bazen on katı bazen yüz katı baze-n da yedi yüz katı sevap vererek, hidayet yolunun azıklarını çoğaltmıştır. Yolları kolaylaştırarak ve ibadetlerin sevaplarını asgari on kat arttırarak iyi niyetli ve ameli sâlih olan kullarına gerekli azık ve levazımat temininde yardım ve destek lütfunda bulunur.
Bir diğer hususta şudur ki, hidayet yoluna girmek ile kulların sınavı bitmez. En doğru yolda ilerlerken en doğru yolun gereğine ve adabına uygun amelleri ve niyetleri korumalı, geliştirmeli ve artarak devamını sağlamalıyız. Aksi takdirde hak yoluna Allah’ın(cc) hidayet etmesiyle erdikten sonra, orada tutunamayarak hak yoldan kayıp düşmek tehlikesi de her zaman vardır.
Tevatür derecesinde bir kesinlikle biliyoruz ki, bizi cennete götürecek tek yol vardır. O yol da Allah’ın (cc) Kitabı Kur’an-ı Kerim’e ve Rasulüllah’ın(sav) sünnetine eksiği ve fazlası olmadan tam olarak uymak ve uygulamaktır. Kur’an ve Sünnete dikkatle sarılmak, bizi bilerek veya bilmeyerek sıratı müstakimi kaybetmekten korur.
Hidayet yolu Fatiha suresinde tanımlanan ve “ihnâs-sırâta’l-müstekîm” ( Bizi sırât-ı Müstakîme hidayet eyle Rabbimiz! ) diye dua ve talepte bulunduğumuz yaşam tarzıdır. Allah’u Teala celle sübhanehu hazretleri, bütün kullarını sırat-ı müstakîme davet ediyor ve bu davet ve çağrı halen devam etmektedir ve dünyanın sonuna kadar da devam edecektir.
Kulların imtihanı sırat-ı müstakîm içindeyken de devam eder. İçeriden nefsani dürtüler, çevreden şeytanî tayf ve esintiler haram olan şeyleri ister. Dikkat edilmezse halis ve samimi niyeti ifsat ederek içine riyâ, gösteriş ve süm’a karıştırarak yapılan ibadet ve amelin bozulmasına ve çürümesine sebep olur. Helal olanların sınırını esneterek helalliği ve hamramlığı şüpheli olan yerlere girme, haramları küçümseme, sünnetleri önemsememe, vacip ve farzları savsaklama gibi durumlar ayrı bir imtihan konusudur.”Rabbenâ lâ tüziğ gulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeten” Âli imrân suresi 8. Ayeti tam da bu konuyu vurgulamaktadır. Ayatin Meâli: “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Katından karşılıksız bahşedeceğin büyük bir rahmetle bizi destekle. Karşılıksız bol bol hibe ve bağışlarda bulunan sadece sensin.”(Âl-i imran, Ayet, 8) Bu ayeti celie de hidayete ermiş olanların da imtihanının sürdüğünü, rehavete kapılmamak gerektiğini, ibadet, dua ve niyazla Rahmân, Rahîm ve Vehhâb Rabbimizin kapısının müdâvimi olmamız gerektiğini vurgulamaktadır.
Haramların terkedilmesi yanında mekruhlardan da kaçınılması; sünnetlere özen göstermenin yanında daha yüksek bir özen ve imanla eda etme ihlas ve içtenlikle ceht ve gayret göstermelidir. Zira sınav süreklilik arz etmektedir. Bu sebeple imanımızı sürekli yineleyerek yenilemek elzemdir. Peygamber (sav): “ İmanınızı Lâilâhe illallah (Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur)” cümlesini tekrar ederek yenileyiniz” buyurmuştur.
Yine Sevgili Peygamberimiz (sav) : “ Şüphesiz giydiğiniz elbisenin yıpranması gibi kalbinizdeki iman da yıpranır ve pörsür. Allah Teala’dan kalbinizdeki imanı diri tutmasını isteyiniz” buyurmuştur.[1]
Kalbindeki imanı yenilemek, taze tutmak ve güçlendirmek kelime-i tevhidi ve kelime-i şahadeti tekrarlamakla, konuyla ilgili bilgilerini tazelemek, tefekkür; hidayeti nasip ettiği ve ihsan ettiği bütün nimetler sebebiyle Allah’a minnet ve şükrümüzü hâl ve kâl/lisan diliyle ifade etmekle olur. Namaz , oruç, zekat ve hac gibi ibadetler de bir nevi şükürdür. Hatta şükrün özüdür.
Hasan Ersöz
115.08.2026
[1] Sahihu’l Câmî, Taberânî N.1590